11 Ekim 2008 Cumartesi

İslam-Batı Çatışması: Büyük Komplo

Konuyu İslam ve Batı medeniyetleri arasındaki ilişkilere bağlamadan önce mevcut durumun bir tablosunu çizelim.

Zenginlikleri sömürüye dayalı olan ülkeler vardır. Bunlar asırlardır kendilerinden güçsüz olan ülkeleri sömürürler.

Bu sömürünün üç temel boyutu vardır.
1. Doğal kaynakların sömürülmesi; altın, kömür, petrol, orman vs. kaynakların çalınması
2. İnsan kaynaklarının sömürülmesi; bu iki şekilde olabilir; kendi ülkende sömürgeciler adına çalışırsın yada sömürgeci seni kendi ülkesine yada başka yere götürürür orada çalışırsın.
3. Ticaret yoluyla sömürme; 1 ve 2 nolu maddelerden sonra bu ülkeler bilim, teknoloji ve sanatta ilerlerler. Ürünlerini az gelişmiş ülkelere satarlar.

Bu üç basamak hep birini etkiler ve gücünü arttırır. Bu üç basamak genellikle yanlış bir ifade ile kapitalizm olarak adlandırılır. Doğru tabir vahşi doğadır.

Yani bu üç basamak içinde doğal olmayan hiçbir şey yoktur. Tümü insan beyninden ve insan elinden çıkar. Afrika'da ceylan avlayan aslanlar ne kadar doğal bir iş yapıyorlarsa bu da o kadar doğaldır. Ancak insanın doğasında bir de açgözlülük vardır; insan gereksiniminden daha fazlasını ister. Beğenmesek de bu da doğaldır.

Bu zinciri kırmanın tek bir yolu vardır; kendi kültürüne, kendi bilime, kendi sanatına sahip çıkmak.

Sömürgeciler bunun farkındadırlar. Bunun için çok zeki bir taktik geliştirmişlerdir. Bu taktiğin adı hedef saptırmadır.

Hedef saptırma nasıl işler?

Hedef saptırmak çok kolaydır; ortaya bir komplo teorisi atılır, toplum sömürüyü farkedip üstesinden gelemez. Gelişemez, neden gelişemediğini de anlayamaz.

Bugün bu komplo teorisi Batı'nın İslam düşmanı olduğudur. Bu yalanı yutanlar sömürgecilerin asıl hedefini göremezler.

Bu yalanı yutan İslam ülkeleri olayı dinlerarası bir savaş sanırlar ve tepki olarak dinlerine daha da sarılırlar. Hedef saptırma tutmuştur. Sömürü devam edebilir. Zira; bilime, sanata sarılmak yerine "kafirlere haddini bildirmek için" dine sarılanlar bir arpa boyu yol gidemezler.

Müslümanlar şunu anlamazlar; sömürgeciler müslümanları tüketebilecek kadar zengin ancak üretemeyecek kadar geri bırakmak isterler. Sömürgeciler müslümanların parasını, iş gücünü ve doğal kaynaklarını isterler. Yoksa dinleri umurlarında değildir. Sömürgecilerin mottosu "ne olursan ol, yine ver" biçimindedir.

Bugün tüm İslam ülkeleri bir anda karar alıp hristiyanlığa geçseler de tepelerindeki sömürgecilerden kurtulamazlar. Sömürgecilerin de böyle bir isteği yoktur. Eğer Amerika Birleşik Devletleri Irak'ın petrolünü sömürmek yerine dinini değiştirmek isteseydi taktiği çok farklı olurdu.

Sömürgecilerin hedef saptırma taktikleri Türkiye'de çok başarılı olmuştur. Türkiye, İslam ülkeleri arasında Malezya ve Endonezya ile birlikte gelişme olanağı en yüksek ülkelerden biridir. Bu ülkeler kendi işgücü ve kendi doğal kaynakları olan ülkelerdir. Türkiye tek başına süper güç olma potansiyelini taşıyan bir ülkedir. Türkiye'de gelişmenin önünü kesmenin en iyi yolu Türk insanını düşünmekten alıkoymaktır. Din, bu iş için biçilmiş kaftandır.

Türkiye'de İslamcı iktidar ve diğer İslamcı akımlar ABD ve Avrupa Birliğinden tam destek almaktadırlar. AKP hükümetinin de, Fethullah Gülen'in de en yakın dostu ABD'dir. Amaç Türkiye'de -saldırgan olmayan- ılımlı bir İslam yaratmaktır. Türkiye'de din fazla yükselirse halk çok fakirleşir, ayrıca salgırganlaşır. Türkiye'den ne işgücü ne de pazar olarak faydalanılamaz. Türkiye'de İslam çok gerilerse bu kez bilim ilerler ve Türkiye kendi ayakları üzerinde durur. Fethullah Gülen'in Amerika destekli diğer bir görevi de diğer ülkelerde de okullar açmak ve dini eğitimi yaygınlaştırmaktır.

Dünya'da konumu ilginç diğer bir ülkede İran'dır. Bu ülke Rusya ve Çin ile resmi savunma anlaşması imzalamış ve bu çerçevede teknolojik yardım almıştır. Iran'da nükleer enerji ve silah çalışmalarını yürüten Rusya ve Çin'dir.

Malezya'da ilginç bir ülkedir. Ülkenin %26'sı Çinlidir. %8'i Hint kökenlidir ve bu iki grup ticareti ellerinde tutarlar. Ülkenin ürettiği Proton marka otomobil Japon teknolojisidir, zaten "Japon teknolosi" sloganı ile pazarlanır. Endonezya ise bölünmelerin eşiğinde bir ülkedir. Doğal kaynakları açısından zengin Timor bölgesi İngiliz-Avustralya desteği ile ülkeden kopartılmıştır. Aşırı İslamcı Banda Aceh (Açe) bölgesinde de ayrılıkcı hareketle çok güçlüdür, bölgede Amerikan üssü vardır (İncirlik gibi). Tsunamiden sonra ayrılıkcı hareket biraz durulmuş ama Amerikan destekli İslamcılar hala ayrılık peşindedirler. Ülkenin diğer ucundaki Irian Jaya Dünya'nın en zengin altın madenini bulundurur. İşletmesi Amerika'nın elindedir, Amerika'nın madenden payı %91.4'tür. Amerika'nın madeni işletmek için resmi sözleşmesi vardır. Sözleşme 2 yıl önce 50 yıllığına yenilenmiştir. Amerika, Irian Jaya'daki ayrılıkçıları destekleyerek Endonezya hükümetinin elini kolunu bağlamıştır. Yani; ?eğer madeni bize vermezsen Timor gibi burayı da kopartırız?. Bu iki ülkede ticaret yerel halkın elinde değildir. Yerli halk fakirdir. Zenginler Çinliler, Hintliler ve tabi Amerikan ve Avrupalılardır. Bu ülkelerde Amerika İslami cemaatlere destek verir.

Türkiye'de ve diğer İslam ülkelerinde fakir halkın tek sığındığı şey İslamdır. Çareyi sadece İslam'da ararlar. Kendilerini mazlum görürler ve sebebini İslam düşmanı Batı dünyasının şerri olarak görürler; İslam'a daha da şevkle sarılırlar. Ezanların sesi daha da yükselir. Batı'nın hedefini İslam sanarlar. Ülkelerinde ki kötü durumun şeriat gelirse düzeleceğini sanarlar. Amerika tüm İslam ülkelerinde İslam'ı açıktan destekler. Ama ayarı tam tutturmak için nalına da mıhına da vurmayı ihmal etmez.

Amerika aynı oyunu kendi ülkesinde de oynar. Evangelistleri destekler görünür ama yahudi lobisi ile danseder. Amerika kendi halkını aptallaştırmak için de hristiyanlığı kullanır. Aklı başında Amerikalılar buna karşı çıkarlar ama Amerika'da din yükselmektedir.

Amerikan kökenli Discovery Institute'un Türkiye ayağı, Türkiye üzerinden tüm dünyaya din propagandası yapar. Burada amaç belli bir din değildir. Hangi din olursa olsun, yeter ki insanlar fazla düşünmesindir. Bu iş için milyonlarca dolar para harcanır ve bu para sömürgeciler için sürünün uyanmaması için yapılan küçük bir yatırımdır. Sömürgecilerden tam destek alan Harun Yahya, tıpkı Fethullah Gülen gibi tüm dünyaya bilim dışı mesajı yaymakla görevlidir. Lüks baskılı oldukça pahalıya malolan kitapları ve CD'leri dünyanın pek çok ülkesine bedavaya dağıtılır, kitapcılarda çok düşük ücretlerle satılır. Yüzlerce websitesi açılır. Bu derece bir harcama etrafındaki zengin çocuklarının desteği ile kira gelirleri ile yapılabilecek bir harcama değildir. Harun Yahya sömürgecilerden maddi destek almaktadır.

Benim sizden ricam bu oyunu görmenizdir. Bahsettiğim herşeyi teker teker inceleyin, yalanlayabiliyorsanız yalanlayın. Din geri kalmış ülkelerin asla gelişememesi için sömürgeciler tarafından destekleyenen bir ayak bağıdır.

Türkiye'nin gelişebilmesi için tüm dini inanışlar derhal terk edilmeli ve halkımız bilimsel gerçekler ışığında bir eğitime yönelmelidir. Tek kurtuluşumuz kendi teknolojimizi üretmektir.

Aydınlanma çağında treni kaçırdık. Sanayi hamlesini yapamadık. Ama şimdi önümüzde 3 önemli alanda imkanlar var. Nanoteknoloji, bilişim ve biyoteknoloji. Türkiye bu alanlarda yetişmiş eleman açısından çok da geri değildir. Ülkemizde ve dünyanın başka yerlerinde bu alanlarda çalışan cevher insanlarımız var. Bu insanlara daha geniş olanaklar sağlandığında 10 yıl içinde Türkiye dünyaya kafa tutar. 10 yıl, üniversiteye giren bir gencin doktora seviyesine gelebileceği bir süredir. Camilere, hacılara, hocalara harcanan para ile dünyanın en büyük üniversiteleri, araştırma enstitüleri kurulur. Din ayak bağından kurtulan çocuklar Kuran kursunda arapça ezberlemeyi değil bilim okulunda ülkesine ve insanlığa faydalı olmayı öğrenir. Dinden temizlenen zihinler düşünmeyi öğrenir, merak etmeyi, araştırmayı öğrenir.

Size çok açık söylüyorum, önümüzdeki 10 yıl içindeki teknojik gelişmelerin hiç biri bakıp öğrenebileceğimiz cinsten olmayacak. Dizel motorunu alırsın sökersin, incelersin, biraz çaba ile aynısını yaparsın... Ama bilgisayar öyle değil... Yakında bilimin hızına yetişemez hale geleceğiz. O zaman tam anlamıyla köle olacağımız günler gelecek.

Seçim sizin, ben uyarımı yaptım. Hala gerçekleri görmüyorsanız köle olmayı hakediyorsunuz demektir...

Saygılar, sevgiler
Bilgehan

8 yorum:

  1. temel bilimci4 Mart 2009 13:39

    Çok çok değerli bir yazı olmuş; ama okudukça ve zaten bildiğim gerçeklerle tekrar karşılaştıkça açıkçası içim karardı.
    Din çok güçlü ve insanları duygusal taraflarından vuruyor.
    İnsanların dinden sıyrılıp da bilime yönelebileceklerini imkansız görüyorum.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Tebrikler

    Tespitler çok yerinde. Ama pratikte bu sisteme karşı çıkma olanağı yok. Bu yazdıklarını okuyanların büyük çoğunluğu pis kafir der ve geçer. Her geçen gün durum daha da kötüye gidiyor maalesef...

    YanıtlaSil
  3. izin vermeyecekler, engelleyecekler ve din karabulut gibi ülkenin üzerinde çökmüş dururken halk asla gözünü açmayacak.

    YanıtlaSil
  4. Ya ben başka bir ülkede başka bir milletin içinde yaşıyorum ya da bu yazıyı yazan ve de onaylayanlar bu ülkede yaşamıyor ve bu milleti hiç tanımıyor.

    Hayretler içindeyim.

    Din bu insanlara nasıl bi ayak bağı olmaktadır.
    Cumadan cumaya camiye gitmeyi müslümanlık zanneden bir millete din ne gibi fayda ya da sizin bahsettiğiniz manada zarar sağlamaktadır?
    Günde beş vakit okunan ezan mıdır insanları düşünmekten alıkoyan? İslam adına bu millette ne kalmıştır? Başörtüsü ya da türban diyebilirsiniz. Kılık kıyafetin düşünmeyi engellediğini mi iddia edeceksiniz?
    Kargalar bile gülmeye lüzum duymaz böyle bir iddiaya.

    Sözün özü, milletimiz özde değil sözde müslümandır. Bu milletin Müslümanlığı, sadece imanın şartlarına -babalarından kalan bir miras olarak- inanmaktır. Öylesine inanılan o 6 maddenin de bu yazıda bahsedilenlere sebep olabileceği fikrine katılmak düşünen birisi için kesinlikle mümkün değildir.

    Türkiyeyi ve üzerinde yaşayanları tanımayan birisi okusa bu yazıyı, sanır ki; millet camide yatıp kalkıyor, -ne yatması canım, 24 saat başını secdeden kaldırmıyor- elinden bi an bile Kur'an-ı Kerim düşmüyor.

    Çok ilginç insanlarsınız yahu.

    İşi bilim üretmek olan üniversitelerin rektörleri de aynı sizler gibi düşünüyor olmalı ki, bilim üretmek için çaba sarfedeceğine milletin kılık kıyafeti ile uğraşıyor. Kızlar açılıp saçılınca, erkekler hippi gibi olunca bilim kendiliğinden gelişecek canım.

    Bu milletin İslama sarılmış hali buysa, cümlenin gerisini varın siz düşünün.

    Ve bu milletin İslama hakkıyla sarıldığı zamanları da tarih kitapları cilt cilt yazıyor. Bu millet dinini layıkı ile öğrenir ve yaşamaya kalkarsa sizler ve efendileriniz işte o zaman endişe duyunuz.

    Ayrıca, insanı düşünmeye ve araştırmaya yönelten onlarca ayet varken Kur'an-ı Kerim'de, İslamı dine engel olarak görebilmek de büyük bi maharet doğrusu. Karabulut ha, vay be.

    Dipnot:
    Körler sağırlar, birbirini ağırlar.

    YanıtlaSil
  5. astroid söylenmesi gerekeni söylemiş, ben de kölelik mevzusuna değineyim.

    İnsan nasıl köleleştirilir, bunu düşünmekte fayda var. Mesela geçim sıkıntısından korkan bir insan patronunun kölesi olur. Patronunun karşısında her zaman el pençe divan durur, işini kaybetme ve aç kalma korkusuyla onun emirleri karşısında boynu kıldan incedir. İnsan yine başka nedenlerle amirinden korkar, güçlü düşmanından korkar, devletinden korkar, darbeci generalinden, çetesinden, mafyasından korkar da korkar. Bu korkular onu köleliğe hapseder.

    İnsanın bu korkulardan ve bununla gelen kölelikten kurtulabilmesi için çok büyük bir dayanağa ve bu dayanağın sağladığı cesarete ihtiyacı vardır. İşte bu dayanak Allah inancıdır.

    Mutlak güç ve adalet sahibi Allah'a hakkıyla inanan insanı, bütün dünya bomba olup patlasa korkutamaz. Peygamber Efendimiz'e iman eden sahabeler bunun canlı örneğidirler. Çok zalim bir topluluğun içinde zulme savaş ilan etmişlerdi. Sayıları çok az ve çok da zayıf ve güçsüzlerdi. Ama 30-40 sene gibi çok kısa bir sürede tarihin gördüğü en muhteşem medeniyeti kurdular ve zalimlerin kabusu haline geldiler.

    Sonra o sağlam Allah inancı kalplerde sönmeye yüz tuttu ve müslümanlar tekrar korkularının kölesi haline geldiler.

    Bu bağlamda insan en büyük özgürlüğü Allah'a kullukta aramalıdır. Bütün korkularını kalplerinden atmalı ve sadece Allah'tan korkmalıdır.

    Bilim konusuna gelince; modern bilimin (astronominin, cebirin, fiziğin, kimyanın) kurucuları zaten müslümanlar idi. Korkularından kurtulup sarsılmaz bir iman ile Allah'a tekrar inandıkları zaman müslümanlar tekrar bilimin önderleri haline geleceklerdir.

    YanıtlaSil
  6. Benim korkum dindarlar degil dinciler, laikler degil kendi fikirlerini dayatan darbeciler, güzelliklerle birbiriyle yarisacagimiza, birbirimizin kuyusunu kazacagiz diye bütün vaktimizi harcadiktan sonra ancak bize kölelik kaliyor, ati alan üsküdari geçiyor, bir yahudi arkadasim bana sunu demisti siz türkler dünyanin her kösesinde bulunuyorsunuz ama hiç birinizde birbirnizle dayanisma içinde degilsiniz tam tersi sanki birbirinizin dûsmanisiniz birbirinizin yûkselmesini çekemiyorsunuz, bir düsünnün sirtinizi birbirinize dayayabilseydiniz su anda nerlerde olurdunuz.

    YanıtlaSil
  7. sayın astroid ve fizikci kardeslerim belki de haklısınız din bir engel degil onu yormlayan insan aklı kendine bir engel mesela siz ikiniz biriniz fizikci rumuzunu kullanıyor demekki fizik bilimi (ilmi) ile digeriniz astroid rumuzu ile dunya dısı bir bilimsel seviye sergiiliyor su ana kadar dunyanın bildikleri uzerine siz ne bilimsel ilimsel adina her ne diyorsaniz katkıda bulundunuz iki yurekten musluman olarak biraz dusunun sonra cevap yazarsınız ama uyarıyorum once dusunun sonra yazın sonra karısmam yanlıs manlıs olur maazallah gume gitmesin yuksek suurlarınızın yuksek ve kutsanmıs gul kokulu urunleri

    YanıtlaSil
  8. Sayın astroid rumuzlu arkadaş, milletimizin babadan kalma inanca inandığını kendiniz söylediniz. Aslında sizin yazıda ve ateistlerin fikirlerinde neyden bahsettiklerini kesinlikle kavrayamadığınız aşikar. Bir şeye karşı çıkıyorsanız önce ne demek istendiğini anlayın.

    Sömürgecilerin istediği sizin ibadet eden veya etmeyen bireyler olmanız değil. Sizlerin birşeylere(din, ideoloji..) düşünmeden inanmanızdır. Örneğin sırf babanız ve çevreniz inanıyor diye dine inanmanız iyi bir örnek. Din, toplumumuza sizin gibilerin aklını kilitlediği için ayak bağı oluyor. Çünkü dine inanan insan bilime ters düşer ve bilimden kopar, çünkü bilimin en temel ilkesi şüpheciliktir. Bilimden kopan insanlar toplum içinde bilim ve teknoloji üretiminden uzak olan sadece ticarete yönelik bir toplum oluştururlar. Sadece ticaretle uğraşıp bilim ve teknoloji üretemeyen bir toplum iyi bir sömürge olur. Hiçbir zaman gelişemez bilgehanın da dediği gibi bunu da inançla çözmeye kalkar ama inanç bunu asla çözemez. Farkında olmadan kısır döngüde hayatını sürdürür köle olarak. Bütün iş sorgulamadan inanma sisteminin beyne yerleşmesiyle başlar -ki bu çocukken yerleşir ve kölelikle devam eder. Bknz. Arap devletleri. Bknz. Türkiye (Bana patenti bizde olan sağlam bişey gösterin veya dünya medeniyetine olumlu bir katkımızı gösterin.) Neden bir tane bile doğa tarihi müzesi olmayan bir ülkeyiz? Dünya çapında anılan kaç bilim adamımız var? Diyanetin bütçesi ne kadar? İthalat-ihracat oranımız ne? Bağlantıyı kuramadın değil mi? Kurduysan zaten olayı çözmüşsündür arkadaşım.

    Bu yazdıklarımızı anlamanızı beklemiyorum. En azından hayatının büyük bir bölümünü dindar bir insan olarak geçirmiş biri olarak size sizin gibiler derken neyi kastettiğimi çok iyi biliyorum.

    Bilimin sizi karanlıktan aydınlığa çıkarması ve gerçek mutluluğa ulaşmanız dileğiyle...

    YanıtlaSil