11 Ekim 2008 Cumartesi

Ölüm bir gerekliliktir

Ölüm bir gerekliliktir. Ölüm canlılık yanılsamasının sona erdiği andır. Ölümü fena bir şey olarak görmemiz bizim yaşama tutunma çabamızın bir sonucudur.

Bu üç tümceyi açalım.

Ölüm bir gerekliliktir.

Ölüm evrimin araçlarından biridir, ölüm olmadan evrimleşemezdik. Kısıtlı kaynaklar için yarışan bireylerden bazıları ölümle yüzleşmek zorundadır. Dünya'nın sonsuz sayıda canlıya sunacak yeri de yoktur, besini de... Kırılma noktası ölümdür. Ölüm olduğu için doğal seçim ortama en iyi şekilde adapte olmamızı sağlar. Kırılgan vücutlarımız, hata yapan DNA kopyalayıcılarımız, kimyasallardan, ışımalardan etkilenen DNA'mız evrimin yürümesini sağlarlar.


Ölüm canlılık yanılsamasının sona erdiği andır.

Canlılık bir yanılsamadır. Kendi metabolizmasına sahip, üreyebilen herşey canlıdır. Bu noktada karbon bazlı yaşamın şovenizmini de yapmanın anlamı yoktur. Yaşam başka formlarda olabilir. Metabolizmanın geri dönüşsüz yıkıma girmesi ölümdür. Yani biyomoleküler etkileşimlerin sekteye uğraması ve metabolizmayı sürdüren etkileşimlerin sonlanması ölüm demektir. Başka bir deyişle; hayat moleküler etkileşimlerin sürmesi, ölüm sekteye uğramasıdır.

Canlıların çoğu canlı olduklarının farkında değildirler, varlık kavramları yoktur, olamaz. Bunu kurgulayacak sistemleri ya hiç yoktur, ya da çok az gelişmiştir. Bir bitki için, bir bakteri için ölüm bir gündem maddesi değildir. Bir nematod için ölüm diye birşey yoktur. Sivrisinek nefesimizdeni karbondioksiti ve oktenolü bilir, kene terimizdeki bütirik asidi bilir. Sıcaktan, soğuktan, çeşitli kimyasallardan ve üzerlerine hızla gelen cisimlerden kaçmayı bilirler. Binlerce sensörü olan robotlar gibidirler.

Kendini korumak için yapılan plansız kaçış emirleri gelişmiş bir beyne sahip insanda bile en dipten gelir ve beynin tüm katmanlarını ezer geçer. Benzer şekilde reptil beynimiz aşık olur, biz de neokorteksimizle ne olduğunu anlamaya çalışırız.

Canlı olduğunu idrak edebilen canlılarıda, bu idraki sağlayan şey cansız moleküllerin etkileşimleridir. Bu noktada consciousness, self-awareness gibi konulara girmek gerekiyor. Biz canlı olduğumuzun farkındayken ölümü bilebiliyoruz. Derin bir uykuda kavramsal olarak ölüm yoktur, canlılığı idrak edecek sistemler işbaşında değilken ölüm bilinemez.

Kendi varlığından haberdar olan hatta aynada kendini tanıyacak kadar benlik bilinci taşıyan hayvanlar vardır. Bu hayvanlar büyük olasılıkla ölüm kavramını da biliyorlar. Kendilerini tanıdıkları gibi diğer bireyleri de tanıyorlar ve ölümü öğrenecek kadar kapasiteleri var. Hayatlarının bir evresinde ölümle karşılaşıyorlar ve öğreniyorlar.

Teorik olarak, canlılığı idrak edebilen bir birey, ölümle yada ölüm kavramı ile karşılaşmadan ölümü biliyor olamaz. Ölüm kesinlikle öğrenilen bir şey.

Ölümü insan zekası gizemli bir hale getiriyor. Zira biz emprik çalışan bir beyne sahibiz, beynimiz istatistiksel veri modellemesi yapar. Deneyimlerimize göre sinir ağını şekillendirir. Ölüm ötesinden hiç bir emprik veri gelmediği için gizem büyür, ölüm belirsizleştikçe hayat daha değerli hale gelir.

Ölümü fena bir şey olarak görmemiz bizim yaşama tutunma çabamızın bir sonucudur.

Doğada iyi, kötü, doğru, yanlış yoktur. Bu kavramlar göreceli ve sentetiktir. Yaşama değer veren biziz. Aslında değer de vermiyoruz, değer verir gibi yapıyoruz. Kendimizi kandırma konusunda son derece ustayız. Kendi yaşamınıza verdiğimiz değerden dolayı empati aracılığıyla başkalarının yaşamlarına değer veriyoruz. Tabi işin içinde sosyal baskıya bağlı korku gibi etkenler de var. Eğer bir birey empati ve sosyal baskıyı kırabiliyorsa katil olabiliyor. Eğer sosyal baskı aksi yönde kuruluyorsa, yani birey yaşama değer vermeyen bir toplumun parçasıysa ölüm ve yaşam arasındaki çizgi iyice belirsizleşiyor.

Çok teorik oldu bu laflar, somutlaştıralım...

Bir sevdiğimiz öldüğünde üzülürüz. Neden? Kim için? Ölen için mi? Aslında kalanlar için üzülürüz. Giden için değişen birşey yoktur. Ölen bizi kaybetmedi, biz onu kaybettik. Yerine koyacak birşeyimiz olmadığı için yas tutuyoruz, yoksa ölen bunun farkında bile değil. Tabi zamansız ölümler, acı çekerek feci ölümler de bizi empati duygumuzdan vurur.

Kendini ve başkalarını öldürecek bir birey nasıl yetiştirilir? Yani askerler, teröristler vs. nasıl yetiştirilir?

Önce yaşam kutsanır, bu bireyler içim yaşam sadece varlık bilinci olarak tanımlanmış olabilir. Yani "yaşam sadece bu değil, varlık ölüm sonrasında sürecek" diye kandırılmış olabilirler. Bu bireyler için başkalarının öldürmek de, kendini öldürmek de kolaylaşır.

Yaşamı kutsallaştırma da diğer bir tarz, başkalarının yaşamlarını kutsallaştırıp özveri mekanizmasını suistimal etmektir. Yani "vatan sağolsun, ama ben öleyim" diyebilen bireyler yetiştirilir. Tabi sevdiklerinin yaşamları devam etsin diye düşman bildiklerinin yaşamlarını sonlardırmak güç değildir bu bireyler için.

Diğer bir etken ise ölümü kaçınılmaz olarak kabullenmedir. Yani "nasıl olsa öleceğim, yaşam sonsuz değil, biraz erken ölmem birşeyi değiştirmez" diye düşünülebilir. Tabi kahramanlık motivasyonu ile aşılanmış adını tarihe yazdırma umudu cismen olmasa da ismen sonsuz yaşam olarak görülebilir.

Ölüm konusunda beni çok düşündüren bir olay da World of Warcraft forumlarında yaşanan ölüm ilan olmuştu.

Biri kardeşinin hesabından foruma girip kardeşinin 'gerçekten' öldüğünü, cenaze törenini yaptıklarını söylüyor... Altındali ileti ise aynen şöyle: "did he drop any good loot?" (İyi ganimet bıraktı mı?/İyi birşeyler düştü mü?)

http://www.joystiq.com/media/2006/11/wow4twiw3.gif

Aslında ilk bakışta çok acımasız ama level 60 bir WOW oyuncusu eğer 'ölümünün bilincinde olarak ölseydi' tam olarak düşürdüğü ganimeti düşünürdü. Eğer kendisiyle konuşulup şaka yapılabilseydi bu "did he drop any good loot?" sorusu da onu kahkahalara boğardı. Ama bu espri onun gıyabında yapılınca acımasız hale geliyor, zira muhattap yas halinde...

Özetle, yaşamı ve ölümü tanımlayan biziz. Çarpık bakış açımızla tanımladığımız yaşam ve ölümü kutsallaştıran ve bunlara olduklarından farklı anlamlar yükleyenler de biziz. Sonsuz olma hayalimizin boş olduğunu hiç göremeyecek olduğumuzu fark etmemiz, bunu kabul etmemiz ve buna göre yaşamamız gerek.

Sevgiler, saygılar
Bilgehan

16 yorum:

  1. ölüm kadar güzel birşey olabilir mi . ya ölümsüz olsaydık neyin tadı olurdu şimdi ki gibi . hayatı mafeden değilde belkide güzelleştiren şey ölümdür. ölüm korkusudur . onun varlıgını ve ölümün geleceğini bilerek yaşamak doya doya yaşamak her gün son günmüş gibi derler ya aynen öyle yaşamak ölümle son bulunca yaşamak bir anlam kazanıyor sanırım

    YanıtlaSil
  2. bilgehan "Sonsuz olma hayalimizin boş olduğunu hiç göremeyecek olduğumuzu fark etmemiz, bunu kabul etmemiz ve buna göre yaşamamız gerek." demişsin inanmak sana ne kaybettiriyor hayattaki inanmamayı tercih ediyorsun veya inanmayınca yok olup gitmeyecekmisin

    YanıtlaSil
  3. hacı öldükten sonra ne oluyoruz sana göre reankarnasyonmu ot mu böcek mi gübremi

    YanıtlaSil
  4. Bu yazı çok güzel yazının içeriğine bağlı olarak empatiyi de değerlendirirsek çok güzel olduğunu düşünme nedenimm çeşitli yazılarımda ve kendi kendime bilimsel teorilerden hareketle özellikle ölümün insan üzerinde gizemi noktasında bağımsız olarak aynı sonuçlara varmış olmamdan ötürü.

    Kendinin sonsuz olduğuna inanmak istemek kendini bilmemek anlamına gelir. Keşke bu masumane bir dilek olarak adlandırılabilir olsaydı fakat öyle değil.

    Eğer kendimi evrenin biricik ve ölümsüz öznesi ve onun özel olarak yerleştirdiği bir varlık olarak düşünüp ölümden sonra sonsuz yaşam ile ödüllendirileceğime inansaydım ben de bencil bir kendinden başka bir şey düşünmediği halde sosyal kompleksini sanki her şeyin iyisini istiyormuş da maksadı daha güzel bir dünya oluşturmakmış gibi yapmacık duygu sömürüleriyle her şeyi kendine yontmanın yolunu bulmuş bencil bir müslüman veya başka dinden biri olurdum.

    Hayatın bize paha biçilemez gelme nedeni, zaten her şeyi bu bedende ve birebir olarak yaşıyor oluşumuzdur bu bilinç bu gözlem ve arzuların hiçbirisi varlığımız dışında bir yerden gelemediği için bu kadar kendimizi düşünüyoruz.

    Ancak akıl öyle bir şey ki, çevreye bakıp bağlantı kurdukça aslında kendi varoluş bilincimizin de tamamen bu bedenden ben olmayan ile kurduğum ilişkilerin toplamından oluştuğunu farkederiz.

    İnananların en mantıksız cehaleti şuradadır. Onlar ne olduklarını hiç bilmezler. Bedeni hor görür kurtulmak isterler ama bu istek de yalancı bir istektir kurtulmak istedikleri bilinçleri değil bedenleridir, çünkü her istediklerini elde edememekte, her şeye güçleri yetmemekte, terlemekte, yorulmakta, acı çekmektedirler. Bu yüzden de her şeye gücü yeten, ölmeyen, yorulmayan, acı çekmeyen bir ruhları olduğuna inandırılmak isterler.

    Ruhum zannettiği şey kendi varlık bilincinden ve zihninden başka bir şey değildir beyninin korteks tabakası alınıp hala yaşasa ruhunun olduğunu bilmeyecek varlık bilinci de kalmayacaktır. Zihninde kurduğu bu varlık bilincinin kökeni de çevresi ile kurduğu sinirsel ilişkilerin toplamından gelir ve bir canlı korunma hayatını idame ettirme aracıdır.

    YanıtlaSil
  5. Tüm bu metabolik sinirsel işlevleri oluşturan enerji yani çoğu kimyasal olarak üretilen enerjinin toplamının ruh olduğunu farz edelim. Yine bir şey değişmez. Çünkü yine farz edelim ki (biz de farzedebiliriz görüldüğü gibi, ama inanmaya çalışmayız ve çok güzel ve mantıklı farz edebiliriz ) bu enerji işlevlerinin durması sırasında bir miktar enerji aniden vücuttan çıkıyor yani bu işlevleri sürdüren enerji serbest kalıyor. Buna da ruh diyelim gene.

    Ancak bilincin oluşabilmesi için o enerjinin kimyasal dönüşümü dahilinde organik birimlerde işlev görme zorunluluğu var. Yani beden içinde olmadığı sürece saf enerjinin herhangi dizgeleşme ve sinir sinir sisteminde zihni imgeye dönüşebilme şansı yok.

    O nedenle canlı ölünce bedeni alt işlevlere yıkınmaya bütünlüğünü saplayan topyekün devamlılık kesildiği için diğer küçük organizmaların artık rastgele yer de bulabilmesi ve engellenememesi dolayısıyla çürümeye başlar.

    Bu farz ettiğimiz bazı yerlerde aurora diye geçen ve aslında ısıl enerji yani vücut ısısının da görünümü olan sebest kalan enerjiye ne olur? Öyle bütün halde beyindeki düşünceleri alıp sonsuzaq dek bilinçli bir varlık olarak mı kalır?

    Hayır. Çünkü onun kendi sinir sistemi yok o serbest kalan enerji ne düşünce ne de can taşıyor artık. Yani insanın ruh sandığı şey aslında bedeninden çok daha önce dağılır bunun yaşam enerjisi denen metabolik aktivasyonlarda yer alan vücudun üretmekte olduğu enerji olduğunu farz etsek bile.

    Ama maalesef kendini bilmez inançlı ille de ister ki ölüm dışında alternatif olsun yok olmak istemiyorum inanmak istiyorum, madem öleceksem buna inanmanın bana ne zararı olabilir ki? Şöyle bir zararı var birincisi doğayı anlayamazsın onu kendin gibi düşünüp mimarlara sipariş eder merkeze de kendini oturtursun. İkincisi doğayı pasif düşünüp kendi varoluş dinamiğini anlayamaz umarsızca tüjketir, ölüme odaklanıp bir şeyleri gasp etmeye kalkışırsın ve bencil bir sömürücü varlığa dönüşürsün.

    En önemlisi de yalancı olursun,geleceğe bir şey bırakmak pek umurunda olmaz sosyal nedenlerle çocukları ve geleceği düşünürsün gerçekten düşünüp sevdiğinden daha iyisinin nasıl oluşturulabileceğine kafa yorduğundan değil nasolsa her şey bir yaratıcı tarafından kurgulanmış der kendi aptallıklarına karşı da kayıtsız kalırsın. Dahası bunca geri zerizekalılığın yaratıcısı olan insan zihnini sonsuzluk ile çarpıp putlaştırır, adını tanrı koyar kendini de en yüce tekil bir varoluşun tek temsili görünümü sanır doğaya burun kıvırarak edilgen şekilde baktığından hiç bir şey anlamazsın.

    YanıtlaSil
  6. diyelim ki doğayı anlayamadım onu kendim gibi düşünüp mimarlara sipariş ettim, merkeze de kendimi oturttum, doğayı pasif düşündüm, kendi varoluş dinamiğimi anlayamadım, umarsızca tükettim, ölüme odaklandım, bencil bir sömürücü varlığa dönüştüm, en önemlisi de yalancı oldum, geleceğe birşey bırakmadım, edilgen oldum, doğaya burun kıvırdım, hatta burun kıvırmakla kalmadım, burunmdan çıkardığım pisliği doğaya sürdüm eeeeeeeeee ölünce ben ne kaybettim, sen ne kazandın?

    YanıtlaSil
  7. EN GÜZELİ İMANLI ÖLÜMDÜR.MÜMÜİLERİ SONSUZ GÜZELLİKLER BEKLİYOR...

    YanıtlaSil
  8. "inanmak sana ne kaybettiriyor"

    Vakit kaybettirir. Çünkü inanılacak bir şey yok ortada. Düşünülecek bir şey var. o da her düşünüşte boyut, şekil ve içerik değiştiren kişisel bir varsayımdır. En güzeli düşünmemektir.

    YanıtlaSil
  9. "Ölüm evrimin araçlarından biridir, ölüm olmadan evrimleşemezdik." denmiş.

    Bu siteki yazılardan evrimin bir çeşit tanrı olarak görüldüğü anlaşılıyor. Evrim ölümün olmasını istedi aksi halde evrimleşemezdik!!!

    Tamam kardeşim siz evrim tanrısına iman etmiş olabilirsiniz, bir şey demiyoruz, herkesin dini kendine... Bu inancınızı bize bilim diye yutturmaya çalışmayın diyoruz sadece...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adamım evrim tanrısından kazandıkları bi şey varmı ortada ? neden yok çünkü diğer dinler gibi cebini doldurmuyor bu evrim ayrıca sen evrimi anlamamıssın oku az öle gel din cep doldurmak ve insanları hizada tutmak için vardır sadece

      Sil
  10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  11. yazıya baktığımız zaman yokluk kavramı,yok oluş,hiçlik gbi insanı kaosa sürükleyecek ve yıkıma uğratacak kavramlardan hiç bahsedeilmemiş , özenle seçilmiş kelimeler anlamı kapalılaştırmak için yine özenle cümlenin merkezine oturtulmuş....
    bana hiçliği anımsatın, yok olmayı.. nasıl bir şeydir; önce kolunuzu silin,ayağınızı silin,bedeninizi silin. bişey kalıyor değil mi ? ruhunuzu silemezsiniz.. bişey var ki sizi sürekli var olmaya zorluyor sizi var ediyor .. işte o şey sizi diğerlerinden ayıran sizi anlamlı kılan bir sistemdir .. unutmayın 'düşünüyorsunuz o halde varsınız' .
    ayrıca evrim evrim dye heryerde bağrınıyorsunuz kanıtlanmış ve tamamylen kabullenilmiş bir olgu gbi bunu görüp düşüncelerinizi buna bağlıyorsunuz, temeli sağlam olmayan bu fikirleri haklı görmemizi beklemeyin bizden çünkü evrim dye bişey yoktur ..

    YanıtlaSil
  12. ayrıca evrim evrim dye heryerde bağrınıyorsunuz kanıtlanmış ve tamamylen kabullenilmiş bir olgu gbi bunu görüp düşüncelerinizi buna bağlıyorsunuz, temeli sağlam olmayan bu fikirleri haklı görmemizi beklemeyin bizden çünkü evrim dye bişey yoktur ...

    din sizin gibileri yaratmak için icad edilmedi mi zaten? her şeyi cuk diye kabul eden bir insanı bende severim korurum kollarım. etinden sütünden...

    YanıtlaSil
  13. Allah tamamına erdirsin. Ne diyim, kendini aramaya devam.
    Bu kadar bilgi, birikim, tecrübe'nin yok olmasını kabullenmek... Yine de yazdıklarına saygı duyuyorum.

    Başlığınızda belirttiğiniz gibi ölüm bir gerekliliktir. cam parçası, plastik madde v.b. nesneler ''cansız oldukları halde'' yok olma süreleri hakkında az çok bilginiz vardır. ''Ne alaka'' diye gelebilir size....

    Son olarak yazdığınız yazılar düşündürücü ve bir o kadar da pekiştirici.

    Teşekkür ederim.

    İyi Çalışmalar

    YanıtlaSil
  14. belki de ölümsüzlük bir gerekliliktir; olamaz mı?

    YanıtlaSil
  15. Ben beraklitus... Yıllar sonra blogunda yeni bir yazı görememek üzücü. Çekip gitmişsin.Ve bildiklerimizi söylemişsin. Yinede teşekkürler...

    YanıtlaSil