Hayatta en çok imrendiğim şeylerden biri güzel el yazısıdır. Güzel el yazısı ile yazılmış bir mektup, küçük bir not, "işçilikli" bir imza... Hep imrenirim bunlara... Ama çalışıp el yazımı düzeltecek vaktim pek yok, ayrıca neredeyse her şeyi dijital ortamda yaptığım için elime kalem aldığım da yok.
El yazısı olayını harfleri ardı ardına sıralamaktan çıkartıp sanata dönüştüren insanlar var; kaligraflar. Hayatımda bir kez usta bir kaligrafla tanışma şansım oldu; bir şirkette toplantı için beklerken, sekreter kızla orta yaşlı bir adamın konuşmasına kulak misafiri oldum. Şirketin düzenleyeceği bir etkinliği duyurmak için sıradan matbu davetiyeler yerine her biri şahsa özel yazılmış el yazısı davetiler göndermek istemişler, bu iş için de bu kaligraf beyefendiyi davet etmişler.
O kadar imrenip de sahip olamadığım güzel el yazısının üstadlarından biri ile sohbet şansını kaçıramazdım, tam ben sohbete dahil olmanın yolunu ararken kaligraf beyefendi ilgimi farketmiş olacak orada ne için bulunduğumu sorarak sohbeti açtı. Sormak istediğim, öğrenmek istediğim çok şey vardı; ben soru sormak için çekinsem de sekreter kız benden cesur çıktı, adamın önüne kağıdı kalemi koyuverdi. Kaligraf bey "küçük bir gösteri" teklifini reddemedi ancak bu işin aslında tükenmez kalemle yapılmadığını, özel kalemleri, mürekkepleri olduğunu da belirtti. Yazmaya başladığında CNC tezgahı ile balerin arasında bir eda ile kağıt üzerinde danseden; tereddüt etmeden, hata yapmadan, tirtemeden, duraksamadan ilerleyen ellerin kaç yıllık bir çalışma ile o hale geldiğini düşünmekten kendimi alamadım. Adam bir iki saniye içinde sıradan bir kağıdı sanat eserine dönüştürüverdi. Sekreter kız yine benden cesurdu, kağıdı o kaptı, umarım hala saklıyordur.
Bu küçük gösteri bittikten sonra sorduk; Her zaman böyle mi yazarsınız? Günlük hayatta, not alırken vs. el yazınız nasıldır?
Kaligraf bey güzel yazma alışkanlığının, o el terbiyesinin terkedilebilecek bir şey olmadığını market için alışveriş listesi bile yazsa, hızlı ama çok muntazam yazdığını, ancak, sadece süslemeleri yapmadığını anlattı.
Ee... Başka ne beklinirdi ki zaten... Mesleği için çok güzel yazı yazabilirken kendi özel hayatında bu yeteneğini terk mi edecekti? Tabi ki hayır... Kaligraflık, adamın elinin alışkanlığıydı.
---
Benzer şekilde... Bir ralli pilotunu ya da Formula1 pilotunu düşünün. Örneğin Marcus Gronholm, Michael Schumacher... Bu insanlar; bir insanın sahip olabileceğin en hızlı reflekslere sahipler; el-göz koordinasyonları zirvede, konstantrasyonları benzersiz. Yarış sırasında karşılarına çıkan -normal bir insanın atlatamayacağı- bir sürü tehlikeli pozisyonu bu yetenekleri ile atlatıyorlar.
Sizce bu insanlar, pist dışında, günlük hayatlarında otomobil kullanırken bu yeteneklerini devre dışı bırakıyorlar mıdır? Çoluğu çocuğu, karısı arabada giderken tehlikeli bir durum olsa yarışcı yeteneklerini kullanmıyorlar mıdır?
---
Örneklere devam edelim... Bir aşcı... Restoranda mesleği gereği yemek yaparken birikimini ve yeteneğini ortaya koyar ve lezzetli yemekler yapar. Acaba bu aşcı evde kendi için ve ailesi için yemek yapsa, bu yemeği hazırlarken profesyonel birikimini bir kenara bırakıp tatsız tutsuz yemekler mi yapar?
Profesyonel bir şarkıcı; kendi çocuğuna ninni söylerken, ya da banyoda kendi kendine şarkı söylerken detone mi olur?
Bir hekim kendi öz çocuğu hastalandığında tıbbı bilgisini ve becerisini terk edip, sıradan tıp-dışı bir insan gibi mi davranır?
---
Varmaya çalıştığım nokta şudur...İnsanların düşünüş ve davranışları eğitim ve deneyimleri ile şekillenir; bu düşünce yapısı ve davranışlar hayatlarının her anında sürer. Yarışcılar üstlerinden tulumu çıkarınca, doktorlar önlüklerini çıkarınca, şarkıcılar sahneden inince sıradan insanlar olmazlar! Bilgileri, birikimleri, alışkanlıkları hep onlarladır.
Şimdi bir bilimadamını düşünelim. Bilimadamını, bilimadamı yapan şey sahip olduğu bilgi DEĞİLDİR.
Tekrarlayalım; bilimadamlarına, bilimsel bilgilere sahip oldukları için bilimadamı demiyoruz. Bilimadamı, bilimsel yöntemle bilgi edinebilen kişidir.
"Bilim" dediğimiz şey "şu ana kadar edinilmiş bilgilerin tümü" değildir; "Bilim" bir kitap, bir ansiklopedi, ya da genel anlamda bir ürün değil, bir bilgi edinme yöntemidir. Bu yöntemi benimseyip, doğal olguları gözlemleyip, ilişkilendiren kişi bilimadamıdır.
Bilimadamının en önemli özelliği kendisine ulaşan bilginin sadece mahiyeti ile ilgilenmemesi, o bilginin nasıl edinildiğine dikkat etmesidir. O bilgi nasıl elde edilmiştir? Gözlem ve deney yolu ile mi? Yoksa fiziksel gerçeklere dayandırmadan kafadan uydurma yolu ile mi?
Kısacası, "Bu bilgiyi NASIL edindin? Bu bilgiyi edinirken kullandığın malzeme ve yöntemin neydi?" Bilimadamı işte bunları sorar. "O yöntem tekrarlandığında benzer sonuçlara ulaşılabiliyor mu? Farklı kişiler tarafından yapılan deney ve gözlemlerin sonuçları tutarlı mı?" Bilimadamı bunları gözetir. "Bilgi, bilgidir" diye her lafın üzerine atlamaz.
---
Tıpkı kaligraflar, yarışcılar, aşcılar ve şarkıcıların mesleki tavırlarını bir yana bırakmadıkları gibi bilimadamları da bu "Bu bilgiyi nasıl elde ettin?", "İzlediğin yöntem neydi?", "Bu bilgiyi edindiğin deneyi tekrarlayabilir miyiz?" sorularını bir kenara bırakmazlar. Karşılarına çıkan her türlü bilgiyi bu şekilde sorgularlar.
Şimdi gelelim asıl konumuza... Bilimadamı, doğal olguları gözlemler ve doğal olgular arasındaki ilişkileri açıklar. Doğayı, doğaüstü referanslar kullanarak açıklamak bilimin pratiği değildir.
Görüldüğü üzere, dindar bilimadamı diye bir şey olamaz. Bilimadamı, dini bilgiye de "Bu bilgiyi nasıl edindin?" şeklinde yaklaşır.
Dini bilgi ,"adamın biri, bir gece mağarada kendi kendine otururken gelip o adamı kucaklayıp sıkan bir melek"den edinildiği için bilimadamının ciddiye alabileceği bir bilgi değildir.
"Bu bilgilerin nasıl edindin?" sorusuna "Mağarada oturuyordum, melek geldi söyledi" diye yanıt vermekle "kıçımdan salladım" diye yanıt vermek arasında bir fark yoktur. Diğer dinlerde de bilgi kaynağı benzerdir, bu yüzden dindar bilimadamı diye bir şey yoktur. Bilimadamı sadece ve sadece ateist olabilir.
Bilimsel yöntemi içselleştirmeden, özünde benimsemeden, tıpkı bir sirk hayvanının ezberden tekrarladığı figürleri gibi tekrarlayıp sözde bilimadamlığı yapanların sirk maymunundan farkları yoktur.
Kendine bir şekilde bilimadamı etiketini yapıştırmış ama "Yüce Rabbimiz Kuran'ı Kerim'de şöyle buyuruyor" diye konuşan adama soralım...
Yüce Rabbim dediğin şey nedir? Nereden bildin o şeyi? Kuran'ı dikte ettirenin doğaüstü bir varlık olduğuna nasıl kanaat ettin? Doğayı, doğaüstü referanslar kullanarak açıklamak bilimin neresinde var?
"Dindar bilimadamı" (!) bu soruların hiç birine kıvırmadan, bilimadamı haysiyeti ve disiplini ile yanıt veremez.
Dindar bilimadamı diye bir şey olamaz... Bu laf özünde bir oksimorondur.
Bilimadamı, ancak ve ancak ateist olabilir.
Saygılar,
Bilgehan

mükemmel bir yazı , sevgiler.
YanıtlaSilyeni yazılar bekliyoruz
YanıtlaSilarayı çok açma